|
|
|||
|
|
|||
|
2011 2012 O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları dosyası indir,
2011-2012 O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları çalışma kağıdı indir, 2011-2012 O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları etkinliği, 2011-2012 O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları ödevi, O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları yazılı sorusu, O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları sunusu, 2011 2012 O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları değerlendirmesi indir, O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları sunusu, O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları çalışma sayfası, O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları etkinliği, O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları Hakkında bilgi, 2011-2012 O - Ö- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları O
Ocağı kör kalmak : Soyunu sürdürecek çocuğu bulanmamak, soyu tükenmiş olmak.
Ocağına düşmek : Birine yardım etmesi için yalvarmak, koruması için sığınmak."Ocağına düştüm ağam, beni bu işten ancak sen kurtarırsın!"
Ocağına incir dikmek : Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hale getirmek."Bende senin ocağına incir dikmezsem dedi ama dediğine pişman oldu."
Ocağını söndürmek : Ailenin dağılmasına sebep olmak, çoluk çocuğunu yok etmek."Ocağımı söndürdü katiller!"
Oğul balı : 1. Evlat, evladın ana babaya yansıyan geliri. 2. Oğul arılarının yaptığı bal.
Oğul vermek : Oğul arılarının bir bölüğü kovandan ayrılıp başka bir kovana gitmek, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.
Okkalı kahve : Bol kahve ile yapılmış ve büyük fincana konmuş kahve."Bir okkalı kahve daha çek usta!"
Okka çekmek : Hacminden daha fazla ağır gelmek.
Okkanın altına girmek : Haksız yere eziyet çekmek, zarar ve ceza görmek."Uyanık ol da okkanın altına gireyim deme, tamam mı ? "
Ok yaydan çıkmak : Geri dönülemeyecek bir iş yapmak, söz söylemek ya da bir harekette bulunmak."Ok yaydan çıktı bir kere, çaresiz dövüşeceğiz."
Ola ki...: Belki olur ya, olabilir ki..."Ola ki bir daha karşılaşırız."
Olan biten : Olup geçenler, olanların hepsi, meydana gelenler."Olan bitenden hiç haberim olmadı."
Oldu bittiye getirmek : Emrivaki yapmak, geri dönülmesi güç ve imkansız bir durum oluşturmak."Oldu bittiye getirerek tarlayı satın aldılar."
Oldum bittim (veya oldum olası) : Başından beri, öteden beri, ilk zamandan beri, kendimi bildiğimden beri."Oldum bittim kızarım bu adamlara."
Oldu olacak kırıldı nacak : "Olanlar oldu, iş işten geçti, olanlar geri dönülemeyecek bir durum aldı, bunu kabul etmek gerek" anlamında kullanılır.
Olmayacak duaya amin demek : Sonuç vermeyecek bir işle uğraşmak ya da buna destek vermek.
Olur olmaz : 1. Meydana gelmesinden hemen sonra. 2. Rast gele, sıradan. 3. Gerekli gereksiz, yerli yersiz, önemli önemsiz durumu gözetilmeden yapılan (iş) ya da söylenen (söz).
Oluruna bırakmak : Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak."Artık oluruna bıraktık işi."
Omuz omuza : 1. Birbirine destek vererek, dayanışarak. 2. Yan yana, çok sıkışık."Omuz omuza vererek bu zorluğun altından kalkmamız mümkün."
Omuz silkmek : Aldırmamak, önem vermemek, benimsememek."Sana bunu alacağım dedim ama o, omuz silkti."
On parmağında on kara : insanlara leke sürmeyi, kara çalmayı, iftira atmayı huy edinmiş (kimse).
On parmağında on marifet : Çok hünerli, becerikli, ustalığı çok, elinden her iş gelir.
Onuruna dokunmak : Onurunu, haysiyetini incitmek."Dikkatli ol, birinin onuruna dokunacak iş yapma."
Oralarda (oralı) olmamak : Anlamamış, sezmemiş gibi davranmak."O sözler ona söyleniyordu ama hiç oralı olmadı."
Ortada kalmak : 1. Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak. 2. iki şey arasında kalmak. 3. (Bir şeyi) kimse üzerine almamak."Belediye evlerini yıkınca çoluk çocuk öylece ortada kaldılar."
Ortadan kalkmak : 1. Görünmez, bulunmaz olmak. 2. Yok olmak."Sis ortadan kalktı."
Ortadan kaybolmak : Nereye gittiği bilinmemek, sezdirmeden gitmek, görünmez hale gelmek."Ali ortadan kayboldu."
Orta halli : Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel."Onlar orta halli bir ailedirler."
Ortalığı birbirine katmak : Kargaşa çıkarmak, herkesi birbirine düşürmek."Şimdi gelip ortalığı birbirine katacak diye korkuyorum."
Ortalık düzelmek : Tedirginlik kalmamak, toplum içindeki karışıklık yok olmak."Çok şükür ortalık düzeldi."
Ortalık karışmak : Kargaşa çıkmak, toplumda düzensizlik baş göstermek."Ortalık yine karıştı, insanlar birbirine girdi."
Orta malı : 1. Herkesin yararlandığı (şey). 2. Her isteyenle ilişkide bulunan."Benim bisikletim orta malı mı ki herkes binmeye çalışıyor."
Ortaya dökmek : 1. Gizli olan ne varsa açıklamak. 2. Çıkarıp göstermek."Bütün sırlarını ortaya dökmek için harekete geçti."
O tarakta bezi olmamak : Bir şeyle, bir işle ilişiği bulunmamak, o şeyle ilgilenmemek."O tarakta bezi olacağını hiç sanmam."
Ot yoldurmak : Çok güçlük çıkarmak, zor bir iş gördürmek, çok uğraştırmak.
Oya koymak : Bir işin sonucunu belirlemek üzere oy verilmesini istemek, oylama yoluyla bir topluluğun görüşünü almak."Bu görüşü oya koymayı teklif ediyorum, kabul edenler el kaldırsınlar."
Oy birliği : Bir toplantıya katılan, bir meseleyi konuşan kimselerin aynı düşüncede olup aynı yönde oy kullanmaları."Sınıf başkanını oy birliği ile seçtik."
Oyuna gelmek : Aldatılmak, tuzağa düşürülmek."Onların oyununa gelmemeye çalış, dikkatli ol."
Oyunbozanlık etmek : Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek."Oyunbozanlık etme de gel birlikte eğlenelim."
Oyun etmek : Aldatmak, kurnazlıkla birini tuzağa düşürmek."Bana kötü bir oyun ettiler."
Ö
Öbür (öteki) dünya : Ahiret, insanların öldükten sonra gidecekleri ve ebedi olarak kalacakları alem."Öteki dünyada inşallah yüzümüz güler."
Öç almak : Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak."Öç alma fikrinden vazgeçirmeliyiz onu."
Ödü patlamak : Ani bir olay sebebiyle çok korkmak."Fareden ödüm kopar."
Öküzün altında buzağı aramak : Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak.
Öküz öldü, ortaklık bozuldu : Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı.
Ölçüyü kaçırmak : Uygun derecenin üstüne çıkmak, aşırı gitmek,"Sofraya her oturuşunda ölçüyü kaçırırdı."
Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek) : Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır.
Ölmek var, dönmek yok : "Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır" anlamında kullanılır."Özgürlük yolunda ölmek var, dönmek yok bize."
Ölü fiyatına : Yok pahasına, değerinden çok ucuza, az bir para ile."Arsaları ölü fiyatına satmak zorunda kaldık."
Ölü mevsim : işin veya alışverişin az olduğu, durgun geçtiği zaman dilimi."Bizim iş en ölü mevsimini yaşıyor."
Ölüm Allah`ın emri : 1. Herkes ölecek, ölüm mukadderdir. 2. Kesin karar verme durumunda kullanılır.
Ölümü göze almak : Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli davranmak."Allah yolunda ölümü göze aldı yiğitler."
Ölümüne susamak : Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi üzerine çekecek davranışta bulunmak."Ölümüne mi susadın, çekil şu arabanın önünden!"
Ölüp ölüp dirilmek : 1. Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak. 2. Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek.
Ölür müsün, öldürür müsün ? : "Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı ceza vermeliyim kendime mi ? " anlamında kullanılır.
Ömrü billah : Hiçbir zaman, ya da şimdiye kadar."Ömrü billah yalan söylememiştir o."
Ömrüne bereket : "Var ol, sağ ol, ömrün uzun olsun" anlamında kullanılır.
Ömrü vefa etmemek : Bir şeye kavuşamadan, bir sonuca ulaşamadan ölmek."Okulunu bitirip doktor olacaktı ama ömrü vefa etmedi."
Ömür adam : Beğenilen, çok hoşa giden, değişik düşünceleri olan adam.
Ömür çürütmek : Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak."Bu ev için bir ömür çürüttüm ben."
Ömür sürmek : iyi ve rahat yaşamış olmak."Uzun bir ömür sürdü dedem."
Ömür törpüsü : insanı yıpratan, yoran, sıkıntıya sokan, uzun ve yorucu iş.
Ön ayak olmak : Bir işin yapılmasında ilk başlayan olup herkesi arkasından sürüklemek."Haydi ön ayak olda koşsunlar biraz."
Öne düşmek : 1. Önderlik ya da kılavuzluk etmek. 2. En önde yürümek.
Önüne gelen : Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan."Önüne gelene sordu ama bulamadı."
Öpüp başına koymak : Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek."Adam sana iş verecekmiş, daha ne istiyorsun, öpüp başına koy."
Örtbas etmek : Kötü bir durumu gizlemek, yayılmasını önlemek."Dairede yapılan yolsuzlukları örtbas edeceklerini sandılar."
Örümcek kafalı : Geri düşünceli, yenilikleri kolay kabul etmeyen (kimse).
Öteden beri : Oldukça uzun zamandan beri, eskiden beri."Öteden beri sevmem ben onu."
Ötesi çıkmaz sokak : "Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez" anlamında kullanılır.
Özenip bezenmek : Çok özen gösterip titizlikle, ayrıntılarına varıncaya değin ele almak.
Özrü kabahatinden büyük : Bir kabahat için özür dilerken daha büyük bir kabahat işleyen kimse için söylenir.
Özür dilemek : 1. Yaptığı bir yanlıştan ötürü affedilmesini istemek. 2. Özrünü ileri sürerek yapılması kendinden istenen işi yapmamak, bundan bağışlanmasını istemek."Özür dilerim, ben o kovayı taşıyamayacağım."
Özü sözü bir : Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse."Özü sözü bir olan insanlara rastlamak gittikçe zorlaşıyor."
|















