|
|
|||
|
|
|||
|
2011 2012 M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları dosyası indir,
2011-2012 M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları çalışma kağıdı indir, 2011-2012 M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları etkinliği, 2011-2012 M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları ödevi, M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları yazılı sorusu, M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları sunusu, 2011 2012 M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları değerlendirmesi indir, M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları sunusu, M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları çalışma sayfası, M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları etkinliği, M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları Hakkında bilgi, 2011-2012 M- Harfi ile Başlayan Deyimlerin Anlamları Maaşa geçmek : Aylığa geçmek, çalıştığı yerden ücret almaya başlamak."Maaşa geçtiği günün ertesinde onu işten çıkardılar."
Madalyanın ters (öteki) yüzü : Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü.
Madik atmak : Hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek."Ona kolay kolay kimse madik atamaz."
Mahalle karısı : Kaba, terbiyesiz, görgüsüz, kavgacı kadın.
Mahalleyi ayağa kaldırmak : Bağırıp çağırarak, gürültü kopararak konu komşuyu rahatsız etmek, telaşlandırmak."Bağırıp durma öyle, mahalleyi ayağa kaldıracaksın."
Mahkemelik olmak : Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye düşmek."Bu gidişle mahkemelik olacağız galiba."
Mahşer midillisi : Kısa boylu, fitneci kimse.
Mahşer gibi : Çok kalabalık."Meydan mahşer gibiydi."
Makaraları koyvermek : Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak, uzun uzun gülmek."Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları koy verdi."
Makas almak : Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak.
Mal bulmuş mağribi gibi : Büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük sevinç ve coşku ile.
Mal etmek : 1. Bir malı hakkı olmadığı halde kendisininmiş gibi göstermek veya saymak. 2. Bir mala, bir değer karşılığında sahip olmak."O tarlayı kendisine mal etmesine göz yummayacağım."
Malın gözü : 1. Aşağılık ve düzenci kimse. 2. iffetsiz. 3. iyi mal.
Mana çıkarmak : Yanlış bir yargıya varmak, bir söz ya da hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak."Öyle alıngandı ki her sözümden bir mana çıkarıyordu."
Mana vermek : Kendine göre bir yargıya varmak, yorumlamak."Senin bu davranışına bir mana veremiyorum."
Maneviyatı bozulmak : Moral gücü sarsılmak, kendine güveni yitirmek, kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek."Düşmanlar, toplumumuzun önce maneviyatını bozdular."
Mantar gibi yerden bitmek : Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak."Adamlar mantar gibi yerden bitmişlerdi, bir anda etrafımızı sarıverdiler."
Maraza çıkarmak : Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak, kavgaya yol açmak.
Martaval atmak : inanılmayacak şeyler uydurmak, yalan söylemek."Amma da martaval atıyordu adam."
Mart içeri pire dışarı : Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır.
Masal okumak : inandırıcı olmayan, oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek."Bana masal okuma, olayın gerçek yüzünü anlat."
Maskara olmak : Gülünç hallere düşmek, alay konusu olmak."Kim düşmanının maskarası olmak ister ? "
Maskesi düşmek : Gerçek yüzü, kimliği, niteliği ortaya çıkmak."Nihayet maskesi düştü, herkes onun ne mal olduğunu anlayacak."
Masrafa girmek : Çok para harcamak."Evi yaptılar ama çok da masrafa girdiler."
Masrafı çekmek : Bir iş için gereken parayı ödemek, gideri karşılamak."Yarınki gezide bütün masrafları Ahmet çekecekmiş."
Maşallahı var : Bir şey ya da kimsenin iyi durumda olduğunu anlatmak için kullanılır."Adamın maşallahı var, hiçbir yoksulu geri çevirmedi."
Maşası olmak : Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak."işverense işveren, onun maşası olamam ben!"
Mat etmek : 1. Satranç oyununda yenmek. 2. Bir tartışmada, karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek."ileri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa zamanda mat etti."
Matrak geçmek : Alay etmek, karşısındakiyle eğlenmek, dalga geçmek."insanlarla matrak geçmeye bayılıyorsun."
Maval okumak : Tutarlı, inandırıcı olmayan, yalan sözler söylemek."Kes sesini, maval okumandan bıktım artık!"
Mayası bozuk : Karaktersiz, kötü yaradılışlı, aşağılık (kişi)."Şu mayası bozuk adamın çenesini kapayın, sesini duymak istemiyorum."
Maymun iştahlı : Kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen."Maymun iştahlılığı yüzünden başına olmadık işler geldi."
Mekik dokumak : iki yer arasında durmadan gidip gelmek."Mağaza ile ev arasında tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli."
Mendil açmak : Dilenmek.
Merak etmek : 1. Kaygılanmak. 2. Öğrenmek, anlamak isteği taşımak."Merak etmeye başladım, bu saate kadar gelmeliydiler."
Merhabası olmak : Birisiyle selamlaşacak kadar tanışıklığı, yakınlığı bulunmak.
Merhabayı kesmek : Biriyle ilgiyi kesmek, arkadaşlığa son vermek."Onunla merhabayı keseli epey zaman olmuştu."
Mesele çıkarmak : Üzüntü verecek, içinden zor çıkılacak, bir anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak."Haydi, bir mesele çıkarmadan çekip gidin buradan."
Mesken tutmak : Yerleşmek."Yarim istanbul`u mesken mi tuttun!"
Meteliğe kurşun atmak : Parasız pulsuz kalmak, hiç parası olmamak."Dün meteliğe kurşun atıyordu, ya bugün..."
Metelik vermemek : Değer vermemek, umursamamak, aldırış etmemek."Onun gibilere metelik vermem mi diyorsun ? "
Mevki sahibi olmak : Yüksek bir görevde, bir işte önemli bir aşamada bulunmak."Mevki sahibi olmak için yıllarca çalışıp durdu."
Meydana çıkmak : 1. Görünmek. 2. Belli olmak. 3. Yetişmek, büyümek, olmak."Korkak herif meydana çık da yüzünü görelim."
Meydana gelmek : 1. Olmak, oluşmak, vücut bulmak. 2. Ortaya çıkmak."Olay akşam üzeri meydana geldi diyorlar."
Meydanı boş bulmak : Kendisine mani olacak kimse bulunmadığı için aşırı davranışlarda bulunmak, bir şeyden çekinmemek."Meydanı boş bulan eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başlamışlardı."
Meydan okumak : Kavga ya da yarışmaya çağırmak, korkmadığını ve çekinmediğini açıkça bildirmek."Bir an meydan okumayı içinden geçirdi, sonra bundan vazgeçti."
Meydan vermemek : Olumsuz bir olay ya da durumun gerçekleşmesine imkan ve zaman vermemek, engel olmak."Onların kavga etmesine sakın meydan vermeyin çocuklar."
Mezhebi geniş : Namus konusunda gerekli olan titizliği göstermeyen, kadın-erkek ilişkilerinde dini kaidelere aldırış etmeyen, iffetsizliğe meydan veren, geniş davranan.
Mezar kaçkını : Çok zayıf, bitkin, güçsüz düşmüş kişi.
Mırın kırın etmek : Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli bahaneler ileri sürüp nazlanmak."Mırın kırın etmeyi bırak da yak şu sobayı."
Mızıkçılık etmek : Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak, razı olmamak.
Mide bulandırmak : 1. Kusacak bir duruma getirmek. 2. Kuşkulandırmak."Çekil çabuk karşımdan, midemi bulandırıyorsun!"
Midesi bulanmak : 1. Kusacak gibi olmak. 2. iğrenmek, tiksinmek. 3. Kuşkulanmak."Yaptığınız iş, mide bulandırıcı bir işti!"
Mideye oturmak : Yenilen bir şeyin sindirim zorluğu vermesi.
Mihenk (taşı) : Birinin değerini, ahlakını anlamaya yarayan ölçüt.
Mim koymak : 1. (Bir şey) unutulmaması için işaret koymak. 2. Önemli bularak üstünde durmak, dikkate almak, önemli şeyler arasında saymak."Bu ata sözüne bir mim koy, dedi öğretmenim."
Minnet etmek : Boyun eğmek, yalvarmak."Ona buna minnet etmeden yaşamak istediğimi biliyorsun değil mi ? "
Moda olmak : Yaygın duruma gelmek, gözde olmak, beğenilir ve arzu edilir olduğu için yapılır olmak."Saçları kısa kestirmek bu yıl moda oldu."
Modası geçmek : Yaygın olmaktan çıkmak, önemini yitirmek."Bu elbisenin modası geçti artık."
Mola vermek : Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun, çalışmanın, yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre dinlenmek."Yarım saat sonra mola verecekler, onlara mola yerinde yetişebiliriz."
Muhallebi çocuğu : Nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş, dayanıksız, narin kimse."Senin gibi muhallebi çocuklarıyla iş yapamam ben."
Mukabelede bulunmak : Karşılık vermek.
Mumla aramak : Çok istek ve özlemle aramak."O anneyi siz mumla arayacak ama bir daha bulamayacaksınız."
Mum (gibi) olmak : 1. Yaramazlığı, hırçınlığı, uyumsuzluğu bırakıp yola gelmek. 2. Razı olmak."Askerde onun da mum gibi olacağına eminim."
Muradına ermek : Dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye kavuşmak."inşallah muradına erersin kızım."
Mümkün mertebe : Olabildiğince, yapabildiği kadar."Zararınızı mümkün mertebe karşılama yoluna gideceğimizden emin olun lütfen."
Mürekkebi kurumadan : Bir şeyin yazılmasından çok kısa bir süre sonra.
Mürekkebi kurumadan bozmak : Bir kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından kısa bir süre sonra bozmak.
Mürekkep yalamış : Az çok öğrenim görmüş, okuyup yazmış, belli bir kültüre sahip olmuş kimse."Maval okumayı bırakın, biz de mürekkep yalamışlardan sayılırız."
Mürüvvetini görmek (anne, baba için) : 1. Özellikle evladının evlendiğini, çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek. 2. Çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak."Acaba çocuklarımın mürüvvetini görecek miyim ? "
Müslüman adam : Hak yemeyen, doğruluktan ayrılmayan, islam`ın emirlerine uyan kimse."Müslüman adam, başı daima dik olan adamdır."
|















