Maviokul.Com » Tiyatro & Oyun Metinleri » Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından

2011 2012 Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından dosyası indir,
2011-2012 Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından çalışma kağıdı indir,
2011-2012 Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından etkinliği,
2011-2012 Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından ödevi,
Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından yazılı sorusu,
Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından sunusu,
2011 2012 Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından değerlendirmesi indir,
Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından nedir,
Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından çalışma sayfası,
Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından etkinliği,
Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından Hakkında bilgi,
2011-2012 Gelincik 2 Perdelik Tiyatro Kültür Baknlığı Yayınlarından


<!--[if gte mso 9]> Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 <!--[if gte mso 9]> <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> <!--[if gte mso 10]> <!--[endif] -->

GELİNCİK

KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI (MEHMET ESİN)

 

BİRİNCİ PERDE

BİRİNCİ SAHNE

 

KERİM : (Türkü söyleyerek bulaşık yıkamaktadır.)

ZEYNEP : İki bulaşığı yıkayıp bitiremedin. Beceriksiz herif.

KERİM : Bu erkek işi değil, ne yapayım.

ZEYNEP : Ama gelinlik giyerken, yer silerken öyle demiyordun.

KERİM : Şimdi de yıkamam ama kader utansın.

ZEYNEP:Yıkama da bir gör. Seni bütün mahalleye nasıl rezil ederim.

KERİM: Bütün bulaşıkları bir ay boyunca yıkarım. Hatta üstüne yerleri de silerim, istersen çocuğu da ben doğurayım ama sen de şu resimleri bana ver.

ZEYNEP : Yok, yok öyle. Sen daha çok yalvarırsın. Allah postacıdan razı olsun. Şu resimleri getirip bana verdi.

KERİM: O postacıyı bir yakalarsam dünyaya geldiğine pişman edeceğim, mendebur adamı. Ayağının kirini içeyim kancığım. Benim biricik karıcığım, haydi ver resimleri.

ZEYNEP : Yalvar, yalvar. Sen daha çok yalvaracaksın.

KERİM: Ne? Şalvarını da ben mi yıkayacağım? Ben şalvar malvar yıkamam. Beni öldür daha iyi.

ZEYNEP : Şalvarımı mı yıkayacaksın al yıka. (Şalvarını çıkarır Kerim'e verir.) Önce çamaşır suyuna bastır, sonra çitile. yıka. ütüledikten sonra da bana geri ver.

KERİM: Lan Uğur, seni bir yakalarsam essek sudan gelinceye kadar dövmez miyim ben! Şu halime bak, karının şalvarını yıkayacağım, ütüleyeceğim, ayağına vereceğim.

ZEYNEP : Elin mahkûm hanını kızım, bunları öğren, yoksa evde kalırsın.

KERİM : Ulan karı şimdi seni bir güzel pataklarım.

ZEYNEP : O, biraz zor kocacığım. Şey... Af edersin hanım kızım.

KERİM: Ulan bana kızım deme.

ZEYNEP : Demem hanım abla.

KERİM : Of ulan of! Yıkamıyorum lan, var mı bir diyeceğin?

ZEYNEP : Var, resimler. Allı, pullu, duvaklı resimler.

KERİM: Olsun lan olsun. Canımdan ileri mi? Yetti artık oynamıyorum.

ZEYNEP : Kerim, Kerim yapma, seyirci var, sahnedeyiz.

KERİM: Olsun. Seyirci hana bir şey demez.

ZEYNEP : Söylemez ama, ayıp olmaz mı?

KERİM : Ben vaziyeti anlatırım. Bana hak verirler.

ZEYNEP : Ne hakkı. Hakkı sana ne verecek? Yoksa gene parayla gelin mi olacaksın?

KERİM : Seyirci bana hak verir dedim sağır mısın sen.

ZEYNEP : Sığır sensin terbiyesiz, insan karısına sığır derse kendisi ne olur.

KERİM : Yahu karıcığım, yanlış anladın, seyirci beni destekler demek istedim.

ZEYNEP : imkânı yok desteklemez. Hele elimde belgeler varken hiç desteklemez.

KERİM: Peki, kolayı var. Bahse girelim. Seyirci beni desteklerse; resimleri bana geri verecek misin?

ZEYNEP : Önce bir düşünmem lazım.

KERİM: Verirsin, verirsin. Ben her şeyi seyirciye anlatıyorum.

ZEYNEP : Pekâlâ, anlat o zaman.

KERİM: Sevgili seyircilerimiz, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şuna bakın; pırıl pırıl gözlerinizle, renk renk elbiselerinizle, salonu çiçek bahçesine çevirmişsiniz, inanın sizi çok seviyorum. Allah eksikliğinizi göstermesin. Allah ne muradınız varsa yersin.

ZEYNEP : Öhö,Öhö.

KERİM : Allah sevdiklerinize kavuştursun.

ZEYNEP: Öhhö, Öhhö.

KERİM: Allah cennetine kabul etsin.

ZEYNEP : Amin. El Fatiha. Merhumu nasıl bilirsiniz.

KERİM: Hayrola, kime ne olmuş, kim ölmüş?

ZEYNEP : Seyirciye yağcılık edeceğim diye ne yapacağını şaşırdın.

KERİM: Yok yahu. Kim; ben mi?

ZEYNEP: Yok, ben!

KERİM : Sen yaparsın. Ne de olsa kadın milleti her şey beklenir. Nankör kediler sizi.

ZEYNEP : (Resimleri gösterir.) Resimler! Resimleri unuttun.

KERİM : Ah benim bitanem! Cik cik karım. Şeey... Biricik karım.

ZEYNEP : Kes, kes tamam. Seyirciye ben anlatacağım. Kerim : Tamam ama, seyirciye yağ sürmek yok.

ZEYNEP: Ona yağ çekmek derler veya yağcılık yapmak derler. Biraz önce senin yapmaya çalıştığın gibi. Hem sözümü kesersen resimleri sana vermem, ona göre.

KERİM : (Bir eliyle ağzını kapatır. Diğer eliyle tamam anlamına gelen işaret yapar.)

ZEYNEP : Evet, değerli seyirciler! Bizim Kerim bir hata yaptı. Parayla kadın kılığına girdi.

KERİM : (Parmak kaldırır.)

ZEYNİP : Elimde Kerim'in kadın kılığında çekilmiş...

KERİM : Tamam tamam. Seyirciye ne sen anlat ne de ben anlatayım. En baştan oynayalım. Seyirci de ona göre karar versin.

ZEYNEP : Ama taraflı anlatmak yok.

KERİM: Tamam. Ama sonunda resimleri alırını.

ZEYNEP : Buna ancak seyirci karar verir.

KERİM : Peki, öyle olsun. Evet, seyircilerimiz, buyurun izleyin oyunumuzu, inşallah bana verirsiniz oyunuzu.

(Kerim ile Zeynep sahneden çıkarlar).

 

IŞIKLAR SÖNER

 

 

BİRİNCİ PERDE

İKİNCİ SAHNE

(Uğur'la Hamza kahvede hasır oturaklar üzerinde sohbet etmekte ve kahve içmektedirler. Kahveci ise içeride temizlik yapmaktadır. Ara sıra bardak ve tabak sesleri işitilir..)

UĞUR : Sorma ahi. Başıma neler geldi bir görsen.

HAMZA : Deme yahu. Ne oldu hayrola, başını mı kırdılar yoksa?!

UĞUR : Kim kıracak yahu?!

HAMZA : Yenge oklavayı mı şey... Yok yok tavayı vurmuş dedilerdi. Geçmiş olsun.

UĞUR : Sana şakadan söylemişler abi.

HAMZA : Ne, ne şakası. Bilirsin ben şakadan hoşlanmam.

UĞUR : Yok abi yok. Başıma bir şey olmadı. Birine söz verdim.

HAMZA : iyi, iyi. Çok iyi etmişsin. Biz de versek iyi ama biri zaten az görüyor.

UĞUR : Hayrola ne görmesi abi.

HAMZA : Sen birine göz vermişsin hani. Biz de gözümüzün birini versek iyi ama benim gözümün biri zaten bozuk diyorum.

UĞUR : (Yüksek sesle) Senin kulakların bozuk değil mi?

HAMZA : Yok canım yok, kulaklarım çok iyi. Damdaki kedinin ayak seslerini duyuyorum.

UĞUR: Haa, ne diyordum abi. Buralara nereden geldik.

HAMZA: Kapıdan geldik.

UĞUR : Yok canım onu demedim.

HAMZA : Vallahi kapıdan girdik yahu.

UĞUR : Söz buraya nasıl geldi dedim abi.

HAMZA : Birine göz bağışladım dedin. Ben de biz de bağışlasak iyi ama, benim gözümün biri zaten bozuk diyordum.

UĞUR : Yok abi öyle değil. Şimdi hatırladım. Bizim Bekir'e seni evlendirelim diye söz verdim.

HAMZA : Yok yahu. Ayıp çok ayıp. Bunu sana yakıştıramadım. Çok şaşırdım.

UĞUR : Neyi yakıştıramadım

HAMZA : Bizimki hâlâ bakire. Seni evlendirelim dedin. Demedin mi? Peki; çocuklar kimden, kadıncağıza iftira ediyorsun sen. Adam karısına iftira eder mi. Çok ayıp!

UĞUR : Bak, Hamza abi. Bizim sarhoş Bekir bana beni evlendirin dedi. Ben de seni evlendiririm diye söz verdim.

HAMZA : Çok iyi olur. Adam kiradan kurtulur.

UĞUR : Kiralama evlilik olur mu abi?

HAMZA : Sahi nasıl olur acaba.

UĞUR: Hamza abi. Sarhoş Bekir bana bir kız bul da beni evlendir, sen benim en yakın arkadaşımsın dedi.

HAMZA : Sevaptır, sevaptır.

UĞUR : Sevap olmasına sevap ama, ona kimse kız vermez ki!

HAMZA : Niye vermesin canım.

ALİ : Vallahi benim bin tane kızım olsa birisini vermem.

HAMZA : Kaç karıdan

UĞUR : Ne kaç kandan abi.

HAMZA : Bin tane kızım var birini vereyim demedi mi!

ALİ : Şaka yapma dayı, kafa mı buluyorsun benimle ben hâlâ bekârım.

HAMZA : Sen tabiî bakarsın, işin var gücün var.

UĞUR: Hamza abi, Ali bu haliyle sarhoş Bekir'e kimse kız vermez demek istiyor.

HAMZA : Halinde ne var arslan gibi delikanlı.

UĞUR : Vallahi boyuna posuna bir şey demem ama çok içki içiyor. Hiç ayık dolaşmıyor.

ALİ : Neredeyse birazdan buraya damlar. Geçen gün geldi bir iki bardağımı kırdı. Ben de kapı dışarı ettim namussuzu.

UĞUR : Ayıp etmişsin, öyle söyleme; ne de olsa müşteri.

ALİ : Öyle müşteri olmaz olsun yahu!

UĞUR : Bak abi. Bir defa sarhoş Bekir'e seni evlendiririm diye söz verdim. Her gördüğünde bana; beni ne zaman evlendireceksin, diye soruyor. Ben de Bekir'den bıktım usandım ne yapacağımı bilemiyorum.

HAMZA : Söz vermişsin, sözünde dur.

UĞUR : Ben sözümde duruyorum. Ama o sözünde durmuyor.

HAMZA : O da mı göz verdi?

UĞUR : Hayır, o bana içki içmeyeceğim diye söz verdi.

HAMZA : Erkek adam sözünde durur.

BEKİR : (Dışarıdan) Heeeyt Allah beee... (içeri girer.) Vay benim Uğur kardeşim, söz verip de sözünde durmazsın ha?

UĞUR. : Gel, Bekirciğim bir kahvemi iç.

BEKİR : Ben ha. Ben senin kahveni ha. Kırk yıl tam kırk yıl hatırım kalsa gene içmem.

UĞUR : Yok yok Bekirciğim, gel, bak ben sana ne diyeceğim.

ALİ : Yok yok oturmasın. Benim kahveme de gelmesin, kahveme gelme demedim mi ben sana?

BEKİR : Tamam tamam, özür özür, sen haklısın. (Cebinden para çıkarır.) Al şu parayı çok ayıp ettim. Eşeğim ben essek. Hem de Merzifon eşşeğiyim.

ALİ : Vallahi ne isen nesin. Efendi gibi oturacaksan otur, yok çık git iş yerimden.

HAMZA : Uğur, bunlar niye kavga ediyorlar?

UĞUR : Bir dakika Bekir. Gel böyle otur. İstersen Hamza abiye tam ben de senin meseleyi konuşuyordum.

HAMZA : Uğur doğru söylüyor Bekir. Sana kız bulmuş. Yakında istemeye gideceğiz.

BEKİR : Ben hep söylerim. Bir dostum varsa o da Uğur?dur diye.Yalanım varsa adam değilim.İnanmazsanız gidin meyhanedekilere sorun.

UĞUR : Bak Bekir bu olmadı. (Ali'ye) Sen Bekir'e okkalı bir kahve getir hele.

ALİ : Baş üstüne.

BEKİR : Gel seni bir öpeyim Uğur. (Sarılıp öper. Hamza » Seni de öpeyim abim benim.

HAMZA : Git lan çok kötü kokuyorsun, leş gibisin.

BEKİR : (Hamza 'yi zorla öper.) Vay be Hamza abime bak. işi gücü bırakmış beni evlendirmeye uğraşıyor. Çok şaşırdım. Çok da sevindim. Gel bir daha öpeyim. (Hamza 'nın boynuna sarılır.) UĞUR : Bak gördün mü abi adam her gün böyle sarhoş, içki kokusundan yanına yaklaşamıyor insan. Kokarca gibi geziyor.

HAMZA : Nereden buluyor içkiye verecek bu kadar parayı acaba!

UĞUR : Rahmetli babasından miras kalan bir ev vardı. Geçenlerde onu sattı. Aldığı para bitene kadar onu harcar.

ALİ : (Kahveyi getirir sehpaya bırakır.) Uğur senin hesabına yazıyorum.

UĞUR : Yaz yaz, ben öderim.

BEKİR : Yook dünyada olmaz. Kahve paralarını ben ödeyeceğim. Üstelik herkesinkini Hatta birer kahve daha yap. Hepsi benden olsun.

ALİ : Biraz dikkat et masada fincan var. Gene kırma.

BEKİR : Hani nerede. Gene benimle dalga geçeceksiniz ha. iki fincanı buraya koydunuz.

UĞUR : Yok yok aman ha. Dalga geçmiyoruz. Kahvede bir tane, fincan da.

BEKİR : Kahve bir tane de fincan iki tane. Biri boş, biri dolu. Ben boşu alacağım. Siz de bana güleceksiniz öyle mi? Yemezler oğlum, yemezler.

ALİ : Eyvah gene yandık. Fincanları çift görüyor.

BEKİR : Bak işte şu boş olanı. (Kahve fincanını eline alır Ali'nin yüzüne serper, sinirlenen Ali ile Bekir kavga etmeye başlarlar).

ALİ : Bir daha benim kahveme gelirsen senin bacaklarım kırarım. Pis ayyaş seni.

UĞUR : Ayıp oluyor arkadaşlar sen de biraz rahat dur Bekir, içme şu zıkkımı. Kaç kere söyledim, içkiyi bırak diye. Haydi evine git. Sonra konuşuruz. (Bekir, Uğur'un da yardımıyla dışarıya çıkarılır. Ali fincanı alıp ocağa yüzünü yıkamaya gider. Uğur geri yerine döner.)

ALİ : (Ocaktan) Geçenlerde de aynı işi yaptı. O zaman da kovmuştum, insan değil ki! Tövbe tövbe.

HAMZA : Bunlar niye kavga ettiler anlayamadım. Uğur yazıklar olsun sana iki kişiye sahip çıkamadın.

UĞUR : Yok, Hamza abi yok. Bekir her zaman böyle.

HAMZA : Nasıl yani?

UĞUR : Her zaman içkili, her zaman sarhoş. Hiç ayık hâli yok ki! insan gibi oturup konuşasın.

HAMZA : Bunun kimsesi yok mu? Kimse buna yapma oğlum ayıp, günah demiyor mu? Yazık yahu gençliğine yazık.

UĞUR : Çok söyledim abi. Ama dinlemiyor. Bir kulağından girip, öbüründen çıkıyor. Bekir'e çok güzel bir ders vermek lazım.

HAMZA : Ders vermekle düzelir mi dersin Uğur?

UĞUR : Bakarsın düzelir abi.

HAMZA : O zaman parası tükenmeden hemen bir dershaneye kayıt ettirelim de biraz talim, terbiye görsün.

UĞUR : Öyle ders değil abi.

HAMZA : Öğle olacağına akşam olsun canım.

UĞUR : Bir numara yapalım Bekir'e.

HAMZA : Derse başlarsa kendisine bir numara verirler.

UĞUR : Bekir'e bir oyun oynayalım abi, oyun.

HAMZA : Bir zeybek veya çiftetelli, yok yok horon daha iyi gelir.

UĞUR : Bekir'e öyle bir ders verelim ki bir daha içki içmesin diyorum.

HAMZA : Tamam içmesin ya, iyi olur. Haa oyun, tiyatro gibi bir şey.

UĞUR : Hay aklınla bin yaşa abi. Çok iyi bir oyun olmalı değil mi?

ALİ : Meselâ Bekir beni evlendirin diye üsteleyip duruyor ya.

UĞUR : Eeee, anlat bakalım usta.

ALİ : Meselâ diyorum. Biz de Bekir'i erkek biriyle evlendirelim.

HAMZA : Olmaz yahu kesinlikle olmaz.

ALİ : Niye olmasın. Adam zaten ayık gezmiyor ki.

UĞUR : Evet evet, kız diye bir erkekle evlendirirsek...

HAMZA : îki erkek birbiriyle evlenir mi yahu, o zaman kıyamet kopar!

UĞUR : Rol icabı abi, rol icabı.

HAMZA : Yok yahu. Kim kadın olmak ister. Bu iş biraz zor. Başka iş bulun.

ALİ : Parayı bastırırsan kabul ederler abi.

HAMZA : Çok hevesliysen sen ol o zaman.

ALİ : Ben mi? Ben o ayyaşa günahımı bile vermem.

UĞUR : Günah değil para vereceğiz para.

ALİ : Uğur senin bir arkadaşın var ya. ismi neydi, dilimin ucunda? Değişik bir adı vardı. Kerime, Kerime hatırladım.

UĞUR : Onun asıl adı Kerim. Biz ona okulda Kerime diyorduk. Ama evli barklı adam kabul etmez.

ALİ : îşin ucunda para olsun da bak nasıl kabul eder.

HAMZA : Adam koskoca devlet memuru yahu.

ALİ : Ne kocası, ne memuru. Geçen benden iki kahve içti onları da hesaba yazdırdı.

UĞUR : Bir plânım var. Yengeyi yani karısını ikna edersek siz bu işi oldu bilin.

HAMZA : Para! Para nerede kimden bulacağız. Ben kendi hesabıma beş kuruş vermem.

ALİ : Ben baştan söyledim günahımı bile vermem.

UĞUR : Para kolay, parayı hiç düşünmeyin.

ALİ : Kimse, hiç kimseye bir kuruş vermez abi, hele sarhoş Bekir'e... Vay yavrum vay. Sen de tutmuş para kolay diyorsun.

UĞUR : Para kolay. Parayı Bekir'den alırız.

HAMZA : it yatağında ekmek kırıntısı arıyorsun sen de Uğur.

UĞUR : Abi geçen gün ev sattı. Parayı harcamadan gider Bekir'i bulurum.

ALİ : Eee!

HAMZA : Eee!

UĞUR : Sana bir kız buldum, derim.

ALİ : Hee!

UĞUR : Bekir'e kızın anası başlık parası istiyor derim.

HAMZA : Hay aklınla bin yaşa Uğur.

ALİ : iyi akıl ettin vallahi.

UĞUR : Bekir sökülür o zaman paraları.

HAMZA : istediğimiz kadar parayı verebilir mi?

ALİ : Az para istersek kızı çirkin zanneder.

UĞUR : Benim bildiğim Bekir bir; içki için, ikincisi kız için paraya acımaz.

HAMZA : Birini biliyoruz da öbürü daha belli değil.

ALİ : Parayı biraz fazla iste de bizim bardak çanak parası da çıksın abi.

UĞUR : Yalnız bir problem var. Bekir'i nerede bulacağız?

ALİ : Tellal bağırttıralım. On dakikada buluruz.

UĞUR : Tellal olmaz.

HAMZA : Kendimiz çıkıp arayalım diyeceğim ama... Ne dersiniz?

ALİ : Olmaz ben iş yerimi kapatıp gidemem. En iyisi tellal bağırttıralım.

UĞUR : Eşe dosta söylesek, gören bize haber verse. (Uzaktan nara sesi duyulmaya başlar.) Durun durun bir ses var. (Dinlerler.) Bu, Bekir'in sesi.

Ali : iti an çomağı hazırla diyenler boşa dememişler. (Ses yaklaşır ve gelen kişi gürültüyle yere

düşer.)

HAMZA : Trafik kazası oldu herhalde, nasıl acı acı fren yaptı araba. Duydunuz mu?

BEKİR : (Elinde şişe ayakta zor duracak bir şekilde içeri girer.) Siz ha, beni buradan kovarsınız ha, siz kim oluyorsunuz lan.

UĞUR : Ne iyi ettin de geldin Bekir. Biz de tam seni aramak için az kaldı sokağa dökülüyorduk.

BEKİR :Ufak at da civcivler yesin. Bu lafları ben yutar mıyım! Benim adım Bekir. Züğürtler sizi. Ben böyle yerlerde çay içecek adam mıyım lan. Hata bende sizi arkadaş bildim yanınıza geldim.

ALİ: Bekir lafını bil de konuş arkadaş. Senin ne biçim bir adam olduğunu cümle âlem biliyor.

UĞUR : Tamam tamam, sen haklısın Bekir. Bir hata ettik gel barışalım.

BEKİR : Dünyada olmaz barışmam sizinle.

Ali : Öbür dünyada da Allah kimseyi yanına düşürmesin. Sen orayı da kokutursun tövbe tövbe.

HAMZA : Bekir lan sana kim haber verdi.

BEKİR : Cinler haber verdi. Benim haber cinlerim var. Onlar bir çıkarlar kafamdan şöyle bir dolaşıp geri dönerler. Ne var, ne yok bana haber verirler.

HAMZA : Vah vah yazık, çok yazık cinlere karışmış. Sana kimse söylemedi mi yavrum? Geceleri karanlıkta dolaşma, ağaç diplerine işeme diye.

BEKİR : Ben it miyim ha? Ben it miyim? Ağaç diplerine itler işer.

ALİ : İtin gözünü seveyim şu haline bak. Bir de iti beğenmiyorsun.

HAMZA : Uğur, bu Bekir şimdi de itler mi haber verdi diyor.

UĞUR : Abi siz ikiniz karışmayın ben şimdi meseleyi hallederim.

ALİ : Bizim bardak paralarını da unutma.

HAMZA : Dinleyen var mı ki konuşalım. Bekir de sağır herhalde benim gibi. Hesabına gelmeyen laflan duymuyor.

UĞUR : Bekir bak; beni iyi dinle. Bu son fırsat.

BEKİR : Ben size küstüm.

ALİ : Ahh, ahhh, nerede o günler.

UĞUR : Tamam tamam, önce beni bir dinle Bekir. Sonra küsersen küs.

BEKİR : Dinlemiyorum. Ben, beni sevmeyen birini dinlemem.

UĞUR : Bak, Bekir, ister dinle, ister dinleme. Ben sana bir kız bulmuştum. Yarın istemeye gidelim, diyecektim.

BEKİR : Ne, kız mı buldun? Kimin kızı? Kız nerede?

HAMZA : Kız lafını duyunca gözleri nasıl da açıldı. Şuna bakın.

ALİ : Bunun numara yaptığına bakmayın. Ayık bu ayık. Benim bardaklar yerine kafasını kırsın ki sarhoş olduğunu anlayayım.

UĞUR : Her neyse. Şimdilik boş verin siz. Bak, beni iyi dinle Bekir. Biz sana bir kız bulduk. Sen yarın anneni bana gönder birlikte gidip isteyelim.

BEKİR : Ne... Annemi mi? Annem sana namahrem olur. Sen kızın adresini ver annem gider, bakar. Kızı beğenirse söz keser.

ALİ : Kız buldu ya beğenmezse diyor. Seni kim beğenir lan. Bakalım kız seni beğenecek mi?

HAMZA : Yapmayın çocuklar. Hayırlı işlerde böyle konuşulmaz. Gönül bu nereye konacağı belli olmaz.

UĞUR : Bekir, yalnız bir mesele var.

BEKİR : Topalsa önemli değil canım.

UĞUR : Yok canını, topal değil.

BEKİR : Cüce mi yoksa? Benim boyum da kısa sayılır.

UĞUR: Yok canını boyu poşu yerinde.

BEKİR : Yoksa eli mi çolak? Bulaşıkları ben yıkasam da olur.

ALİ : Seni gidi pis sarhoş. Elimize çok kötü düştün. Çekeceğin var.

UĞUR : Yok yok. Eli kolu da sağlam.

BEKİR : O zaman kesinlikle gözü kördür.

UĞUR: Yapma sen de Bekir. Her yeri sağlam.

BEKİR : Yoksa kafada mı var biraz? Eğer kafada varsa o kötü.

ALİ : Nasıl da biliyor aklı olanın deli ile evlenmeyeceğini.

UĞUR : Yok yok. Aklı da, fikri de yerinde.

BEKİR : O zaman hemen isteyelim hadi kalk. Her bir masrafını yaparım. Şekerdi, şerbetti, her şeyini alırım.

UĞUR : Şekeri şerbeti zaten alacağız. Fakat kız tarafı biraz para istiyor.

BEKİR : Kolay canım. Elli bin, yüz bin neyse veririz.

UĞUR : Çık çık.

BEKİR : Yüz elli, iki yüz.

UĞUR : Çık çık.

BEKİR : Iki yüz bir bin.

UĞUR : Çık canım sen de. Biraz yükseklere çık.

BEKİR : Bu halimle çıkamam abi. Nasıl çıkayım.

UĞUR : Halinde ne varmış niçin çıkamıyorsun?

BEKİR : Vallahi çıkamam abi. Yüksekten korkarım ben.

UĞUR : Amma da yaptın ha. Bak Bekir on milyon yoksa kız da yok. Tamam mı?

BEKİR : Şey... Bu parayla alınan kızlardan mı yoksa?

UĞUR : Şimdi ayıp ettin. Ben şey miyim lan.

HAMZA : Başlık parası oğlum, başlık parası.

BEKİR: Haaa. Öyle desenize şunu.

ALİ : Haa. Öyle ya. On milyon beş yüz bin.

BEKİR: Onu veririz canım, istersen hemen vereyim. Yalnız yüz bin nereden çıktı. Başlık parasına da zam mı geldi yoksa?

ALİ : Bardaktan çıktı.

BEKİR : Ne bardağı.

UĞUR : Şerbet bardağı oğlum. Şerbet bardağı. Sen ki kızı beğendin diyelim.

BEKİR : Ben mi?

UĞUR : Evet sen. Ne yaparsın?

BEKİR : Hemen gerdeğe girerim.

ALİ : Enayi, buldu ya bir kız. Nişan falan yapmadan hemen gerdeğe girecek.

BEKİR : Haa nişan! Yapalım canım. Fakat nişanı sonra yapsak olmaz mı?

UĞUR : Nasıl yani?

BEKİR : Gerdekten sonra.

UĞUR : Olmaz. Olur mu öyle şey.

ALİ : Uyanığı gördün mü?

HAMZA : Ne yangını. Yangın nerede çıkmış?

ALİ : Bekir'in gönlünde.

HAMZA : Ne duruyorsunuz hemen itfaiyeyi çağırın.

ALİ : Bu yangın zor söner, içten içe yanıyor:

BEKİR : Uğur. Gene oyuna mı geldik yoksa?

UĞUR : Yok Bekir yok. Sen bana inan. Nişan günü şerbet içeceğiz ya, onun için bardak alacağız. Beş yüz bin lira da bardak parası istediler.

BEKİR : Haa nişan şerbeti. Tamam tamam alın iyi olur. Şöyle güzel bardaklar olsun. Elâleme rezil olmayalım.

 

HAMZA : Şimdiye kadar rezil olduğun yetti gayri.

ALİ : Parayı hemen al Uğur. Bunun ne yapacağı belli olmaz. On milyon beş yüz bin.

UĞUR : Bekir; parayı ver de, kızın başlık parasını verelim.

BEKİR : Annem kızı görsün para kolay.

HAMZA : Su koyuverme Bekir.

ALİ : Para yoksa kız da yok.

BEKİR : Kızı görmeden para vermem ben. Önce malı görelim değil mi ya?

HAMZA : Çüşşş Bekir. Amma yaptın ha. Bırak Uğur bu iş olmaz. Adamdaki kafaya bak yahu.

UĞUR.: Bekir son olarak istiyorum ver şu parayı. Para yoksa kızı görmek de yok. Kalk Hamza abi gidelim, bundan iş çıkmaz.

ALİ : Ben size söyledim. Bekir'den adam olmaz.

HAMZA : Bekir sen kısmetini tepiyorsun oğlum.

UĞUR: Böylesi iyi oldu. Yoksa kıza yazık olacaktı.

ALİ: Kız güzel miydi Uğur?

UĞUR : Güzelin lafı mı olur abi. Bir boy var Allah sevdiğine bağışlasın, yabancı da değil hani bizim hanımın uzaktan akrabası olur. On parmağında on hüner. El işi, yemek, dikiş, nakış o biçim. Temiz, dürüst, çok güzel, ahlâklı biri.

ALİ : Abi yahu. Biliyorsun ben de bekârını.

UĞUR : Yok Ali olmaz. Bizimki Bekir'in adını vermiş. Bir kere oğlanın adı Bekir demiş. Değiştirmek olmaz.

ALİ : Olsun abi ne çıkar. Al şu beş yüz binliği bardak parası için şu da şeker için. Başlığını da yarın vereyim. Aynı gün hem nişanı, hem de düğünü yaparız.

 

HAMZA : Çiğlik etmiş oluruz. Bir delikanlıya yakışmaz. Önce Bekir'e son olarak soralım. Yok şayet Bekir ben bu işte yokum derse, nasip kiminse, kimin alnına yazılmışsa kız onun olur.

UĞUR : Peki Bekir. Son olarak bir defa daha soruyorum. Ne diyorsun. Parayı veriyor musun, vermiyor musun?

BEKİR : Tamam. Veriyorum. Alın sizin olsun. (Cebinden bir miktar para çıkarır Uğur'a verir.)

UĞUR : Parayı sayalım. Buradakiler şahit olun.

ALİ: Sayalım abi. Bunun ne yapacağı belli olmaz.

HAMZA : Çocuklar parayı hem sayın hem de götürüp sahibine verin. Hırlısı var hırsızı var ne olur ne olmaz.

UĞUR : Parayı saydım. Para tamam. Hatta bir miktar fazla. Al şunları Bekir.

BEKİR : (Parayı alır.) Ben hemen gidip anneme söyleyeyim. Yarın gidip kıza baksın.

HAMZA : Bak Bekir. Beni iyi dinle. Bundan sonra içki içmek yok tamam mı?

BEKİR : Hele bir nişan yapalım sonra düşünürüz.

UĞUR : Beni dinle Bekir, bu işler uzatmaya gelmez. Annen kızı beğenirse nişan ve düğünü hemen yapalım.

BEKİR : Tamam tamam, annem kızı beğendiği gün düğünü yaparız, zaten bütün eşyalar hazır. (Bekir hızla dışarı çıkar.)

ALİ : Benim hissemi ver abi. Amma sıkı adammış be.

HAMZA : Gene işi sen kurtardın usta.

UĞUR : Nereden aklına geldi kıza talip olmak.

ALİ : Vallahi ne bileyim. Birden ağzımdan çıktı.

 

HAMZA : Bekir'in işi bitti ama bizim iş henüz yeni başladı. Bakalım kızı nereden bulacağız.

UĞUR : Kerim'in evine gider konuşuruz.

ALİ : Siz meraklanmayın. Bardak parasını çıkardık ya ben size birer orta şekerli yapayım. Benden olsun. Afiyetle için. Kerim neredeyse birazdan gelir. Her akşam bu saatlerde buraya uğrar.

UĞUR : Kerim gelirse bu işi oldu bilin. Ben konuşayım siz de gerekli yerlerde beni destekleyin. Tamam mı?

ALİ : Sen merak etme Uğur. Nasıl olsa işin büyük bir bölümünü hallettik. Kerim'in işini daha kolay hallederiz.

UĞUR : inşallah kolay olur Hamza abi. Sen de kulaklarının pasını sil. Sözü birbirine karıştırma da hata yapmayalım yoksa işi berbat ederiz.

HAMZA : Sen de beni adam akıllı kulaksız zannediyorsun, bana ne sizin paspasınızdan.

UĞUR : Bak Hamza abi, yanlış anladın. Ben sana paspas demedim ki.

HAMZA : Ayağını paspasa sil demedin mi.

UĞUR : Aman Hamza abi. Sen oldukça az konuş. Gözünü seveyim.

HAMZA : istersen hiç konuşmayım, hatta gideyim.

UĞUR : Kızma abi.

ALİ : (Uğur?a yavaşça) Sen de Hamza abinin konuştuklarını duymazdan gelirsin olur biter.

UĞUR : Ali usta sen de fazla lafa karışma, hatta sen duymazdan gelirsen daha iyi olur.

ALİ : Bizim bilmediğimizi zanneder. Çabukça kabul eder değil mi? (Hamza 'ya) Hamza ağa istersen sen de biraz ayrı otur. Uğur, Kerim'le özel konuşuyor olsun.

HAMZA : Bu benim de aklıma yattı. Çok iyi olur, şöyle ayrı ayrı yerlerde oturalım isterseniz.

UĞUR : Yok yok acele etmeyin. Şüphelenebilir. Şimdilik birlikte oturalım. Sonra sen gene bir şey bahane edip dışan çıkarsın. Geri dönünce de ayrı yere oturursun. Veyahut da biz Kerim'le özel bir işimiz var diyerek sizden ayrılırız.

ALİ : Evet evet. Böylesi daha akıllıca olur. Gelmeyecek herhalde, geç kaldı.

UĞUR : Her gün geliyor demiştin değil mi Ali?

ALİ : Neredeyse birazdan gelir.

KERİM : (Kapıda görünür.) Selamünaleyküm ağalar.

UĞUR : Aleykümselam, gel Kerim gel, yanıma otur.

HAMZA : Aleykümselam Kerimim. Nasılsın iyi misin?

KERİM : Allah?a şükür iyiyiz. Akşam akşam oturmuş ne yapıyorsunuz böyle.

HAMZA : Ne yapalım Uğur'la dereden tepeden konuşuyorduk şöyle.

UĞUR : Ali usta. Kerim'in bir isteği var mı bir sor? Çay, kahve, şerbet ne emreder?

KERİM : Estağfurullah Uğur. Bir şey almasam da olur.

ALİ : Bir şeyler ikram edelim Kerim, istersen sana da bir kahve yapayım.

UĞUR : Bir şey içmeden olmaz Kerim.

KERİM : Madem ısrar ediyorsunuz alayım. Bir orta da bana yap. Fakat, Ali usta fincanları iyi yıka ha.

ALİ : Beğenmezsen gel sen yıka.

KERİM : Şaka yaptım canım. Beğenmesem buraya gelir miyim hiç.

ALİ : Bu işin şakası olmaz Kerim. Ben böyle şakalardan hoşlanmam.

UĞUR : Ali usta doğru söylüyor Kerim. Neyse fazla uzatmayın.

HAMZA : Evet evet Kerim. Usta doğru söylüyor. Kabul et gitsin sonunda ölüm yok ya alt tarafı...

UĞUR : Öhüü öhüüü. Amma üşütmüşüm yahu.

ALİ : Sırtına vurayım mı Uğur?

HAMZA : Tabiî ki sırtına giymesi lazım yoksa belli olur.

KERİM : (Gülerek Uğur'a) Hamza abi gene yanlış anlıyor Uğur.

UĞUR : Kulakları ağır biraz, ağır işitiyor ya ondan.

HAMZA : Başörtüsü giyerse kulakları kapanır canım.

KERİM : (Uğur'a) Yengeden bahsettiğimizi zannediyor herhalde.

ALİ : (Uğur'a bakarak güler.} Yengeden ya yengeden.

HAMZA : Yok yahu, ne yengesi kızdan bahsediyorum kız kız.

KERİM : Allah Allah. Yengenin üstüne başka bir kızla evlenmek mi istiyor? Nedir bu?

UĞUR : Yanlış anlıyor dedim ya, işte öyle.

HAMZA : Evet Kerim oğlum evet. Önce kız, sonra yenge.

KERİM : Doğru Hamza ahi doğru. Kız olmadan yenge olur mu hiç. (Gülerek)

HAMZA : Aferin sana Kerim, işi iyi kaptın. Çok kolay oldu. Önce kız sonra yenge ha. (Güler.) Uğur gördün mü? Ne de yakışır ya.

UĞUR : (Hamza'ya) Abi ne yaptın. Kerim uyanacak şimdi. Kızdı, yok yengeydi karıştırma şimdi. Her şeyi berbat edeceksin.

KERİM : Uğur bırak konuşalım Hamza abiyle. Ömür adam vallahi. Demek kız buldun. Bizim yenge olacak ha?

HAMZA : Vallahi kızı bulduk da, yenge olur mu der, yoksa olmaz mı der bilemem.

ALİ : Bu iş çok kolay oldu.

UĞUR : Kaptırdınız gidiyorsunuz. Başımızda patlayacak.

KERİM : Hamza abi kızı buldunsa yengenin işini de halledersin sen.

HAMZA : Yengenin işi daha kolaymış. Onu Uğur halledecek.

ALİ : Parayı görünce yenge de "he" der.

KERİM : Hamza abiyi evlendirmek için yengeye rüşvet vermek ha. Korkulur sizden. Şeytanın bile aklına gelmez vallahi.

HAMZA : Ne rüşveti. Başlık, başlık hem de on milyon.

KERİM : On milyona kim izin vermez. Ben olsam hemen kabul ederdim, îyi para vallahi.

UĞUR : Sahi sence on milyon iyi para mı?

KERİM : Tabiî aslanım. Ayın kaçı. Metelik yok bende. Şimdi on milyonum olsa fena mı olur. Hele kız oğlanı beğenirse daha iyi olur.

UĞUR : Sende metelik yok ve paraya da ihtiyacın var öyle mi?

KERİM : Evet. Ben de senden para isteyecektim. Şöyle sakin bir yere gidelim de biraz konuşalım Uğur.

UĞUR : Olur. Hamza abi bize müsade et Kerim'le şurada iki laf edelim.

HAMZA : iyi iyi, anladım. Yenge meselesi. Merak etme Uğur. O da kolay olur.

UĞUR : Kolay olacağa benziyor Hamza abi.

KERİM : (Uğur'a) Hamza ahinin aklı fikri karıda. Adam altmışında kafayı yemiş. Şöyle oturalım mı?

UĞUR : Oturalım, istersen birer de kahve alalım.

KERİM : Yok yok. işim acele hemen gideceğim.

UĞUR : Peki anlat bakalım. Mesele nedir.

KERİM : Biliyorsun. Kış geldi çattı. Odun kömür aldım, borçlandım. Malum memur maaşı yetmiyor. Ayın sonunu getiremedim. Senden biraz borç isteyecektim. Elime para geçince öderim. Utanıyorum vallahi. Geçen bir misafirimle şurada oturup bir kahve içtim, hesaba yazdırdım. Adam gözümün içine içine, hatta gözümün ilerisine bakıyor. Eskisi gibi kimseden borç istenmiyor. Çocukların okul masrafları da çok yüksek. Sağa sola biraz borçlandık. Bir on, on beş milyon para bulabilirsem borçlarımın hepsini öderim. Ondan sonra da bakkalın, kasabın önünden biraz olsun başımız dik geçeriz.

UĞUR : Üzülme be Kerim. Allah büyüktür. Sevdiği kullarına yardımlarını esirgemez.

KERİM : Allah her zaman büyük Uğur. Karnımız tok olduğunda da büyüktü, aç kaldığımızda da büyük. Belki bizden daha kötü durumlarda olanlar da vardır. Allah onlara da yardım etsin.

UĞUR : Mesela bizim sarhoş Bekir. Ayyaş ayyaş dolanıp duruyor.

KERİM : Onu. geç. O akılsızlıktan sürünüyor. Ben, evi barkı hatta, işi gücü olanlardan söz ediyorum. Mesela bizim dairede akşam saat dört buçuk, beş olduğunda bütün memurlar, kimileri boya sandığı, kimileri köfte, ciğer, kebap ve kokoreç tezgâhlarıyla yollara dökülüyorlar. Kimileri kahvelerde ocakçılıktan tut da bar, pavyon gibi yerlerde koruma, kollama ve adam dövme işleri yapanlar, çek senet mafyasında kol bacak kıranlar bile var.

UĞUR : Sen de bir iş bulsan yapar mısın?

KERİM : Olmaz. Ben dairede şef olarak görev yapıyorum. Bir gören olsa ne derler adama. Utanırım. Benimle birlikte ayakkabı boyacılığı yapan bir memuruma dairede nasıl iş yaptırabilirim.

UĞUR : Hiç kimsenin görmeyeceği, bilmeyeceği bir iş olsa yapar mısın?

KERİM : Yaparım tabiî. Elalemden para istemek daha mı kolay zannediyorsun. Üstelik bu zamanda iş bulmak da çok zor.

 

UĞUR : Aslında öyle bir iş var.

KERİM : Nerede? Yerini biliyorsan hemen gidelim.

UĞUR : Yalnız iş biraz zor.

KERİM : Ha belki sen çalışmak istersin o zaman bana da bir iş ayarla. Yalnız kimsenin görmeyeceği bir iş olsun.

UĞUR : Yanlış anladın Kerim. Benim için değil, fakat iş biraz zor.

KERİM : O zaman parası da çok iyidir.

UĞUR : İyi tabiî hem de çok iyi.

KERİM : İş ne kadar zor olursa olsun ben yaparım arkadaş.

UĞUR : Biraz ustalık isteyen bir iş.

KERİM : Anladım lan, işi bana kaptırmayacaksın. Bir de seninle aynı okula birlikte gittik. Sen.ben bir de sarhoş Bekir, üçümüz ne kadar samimiydik.Ne yaramazlıklar yapardık. Hepiniz vefasız çıktınız.

UĞUR : Kızma canım. Bilmez miyim. Sen, ben, bir de sarhoş Bekir neler yaptık neler. O günleri hatırlıyorum da, vay be ne günlerdi.

KERİM : Hiç unutmam bir defasında sarhoş Bekir, sen, ben gece sinemaya gitmiştik. O zaman yatılı okuyorduk. Okula gelirken nöbetçi öğretmen bizi yakalamıştı.

UĞUR : Hani şu papağan Osman mı?

KERİM : Yok yahu Papağan Osman edebiyat öğretmeniydi. Şu bizim matematikçi vardı ya, hani ne diyorduk adına. Çok sinsi bir adamdı.

UĞUR : Ha şimdi hatırladım. Evet, evet. Tilki Salih. Kim sigara içiyor, kim kız peşinde dolaşıyor, kim dersi astı, hep o yakalıyordu.

KERİM : işte, o Tilki Salih camdan girerken bizi yakalamıştı. Biz de Bekir hastalandı acilen hastaneye götürdük, oradan dönüyoruz demiştik.

UĞUR : Evet evet, Bekir de hemen hasta numarası yapmıştı. Tilki Salih yutar mı? Boşuna tilki dememişler. Hasta olsanız kapıdan içeri girerdiniz. Böyle gizli gizli pencereden girmeye kalkmazdınız demişti.

KERİM : Bekir'i de bir güzel dövmüştü. Üstelik onu hasta değil, sarhoş zannetmişti.

UĞUR : Bize de hatırı sayılır bir iki tokat atmıştı.

KERİM : Evet evet. Gene de pek akıllanmadık. Geceleri ara sıra kaçardık.

UĞUR : Biz gene halimize şükredelim, iyi kötü evimiz, ocağımız, çoluğumuz çocuğumuz var.

KERİM : Evet doğru. Bekir zil zurna sarhoş dolanıyor.. O gün içki içmemişti ama o günden sonra hemen hemen her gün içiyor. Oysa onun durumu bizden çok iyi idi.

UĞUR : Nasıl iyi?

KERİM : Bizden çalışkandı, bizden zengindi, hatta zeki bile sayılırdı.

UĞUR : Demek ki bunlar yetmiyor insana, iyi bir çevre, düzenli bir aile ve arkadaş çevresi olması gerekiyor. Aslında biraz da bizler suçluyuz. Öyle değil mi? Onu kendi haline bıraktık, yardımcı olamadık.

KERİM : Belki haklısın ama, elimizden ne gelir ki?

UĞUR : Çok şey.

KERİM : Mesela ne? Diyelim ki yardım etmek istedik. Elimizden ne gelir?

UĞUR : Çok iyi arkadaş olduğumuzu söylüyoruz. Bekir'in içkiyi bırakması için ne yaptık. Bizim evimiz, eşimiz, işimiz var. Ona bu konularda ne yardımda bulunduk.

KERİM : Evet, belki haklısın ama gene de elimizden pek bir şey gelmez. Etimiz ne ki, budumuz ne olsun? Yardım edecek gücümüz yok ki!

UĞUR : İsteseydik çok şey yapabilirdik. Mesela önce içkiyi bıraktırabilsek gerisi kolay gelir.

KERİM : Bizi hiç dinlemez ki?

UĞUR : Anlatmasını bilirsek dinler.

KERİM : Peki. Biz de anlatalım, anlatmaya çalışalım.

UĞUR : Söz ver yardım edecek misin?

KERİM : Söz! Ben kendi hesabıma elimden ne gelirse yaparım fakat, bilirsin Bekir'e söz dinletmek de oldukça zordur.

UĞUR : Ben en kolay yolu buldum.

KERİM : Ne duruyoruz. Hemen uygulamaya koyalım. Yazık, bu yaşta sokaklarda rezil rezil dolaşıyor. Şey... Uğur, sahi bulduğun yol nedir?

UĞUR : Kolay. Şaka yapacağız.

KERİM : Ne şakası?

UĞUR : Essek şakası.

KERİM : Peki eşeği nereden bulacağız?

UĞUR : Lafın gelişi dedim canını. Bekir'e öyle bir şaka yapacağız ki bir daha içki içmeyecek.

KERİM : Vallahi iyi, yalnız o ayık gezmez ki şakadan ne anlasın.

UĞUR : Yok, şaka yaptığımız zaman sarhoş olsun. Ama sonunda görürsün nasıl da ayılacak.

KERİM : Nasıl olacak bu iş. ikimiz mi yapacağız?

UĞUR : İkimiz planlayacağız, sen yapacaksın. Senin hanımla, ben de sana yardım edeceğiz.

KERİM : Bu nasıl iş, bu nasıl şaka, beni fazla karıştırmasan iyi edersin.

 

UĞUR : Amma dönek adamsın ha. Sen bana biraz önce Bekir'e yardım etme konusunda elimden ne gelirse arkadaşım için yaparım dememiş miydin?

KERİM : Evet dedim ne olmuş? Peki söyle bakalım. Neyi söyleyeyim?

UĞUR : Biz okulda yatılı okurken bazı geceler eğlence düzenlerdik değil mi?

KERİM : Evet düzenlerdik. Çok da güzel olurdu. Bir keresinde...

UĞUR : O eğlence gecelerinde kadın kılığına kim girerdi?

KERİM : Kim? Kimmiş?

UĞUR : Kadın kılığında kim oynardı bir düşün.

KERİM : Uğur kendine gel, kahvedekilerin hepsi duyacak.

UĞUR : Buradakiler önemli değil. Bir düşün yenge duyarsa ne olur.

KERİM : Ölürüm. Bütün erkekliğim gider.

UĞUR : Korkma canım. Biz burada arkadaşız, senin ölümüne izin veremem.

KERİM : Şimdi nereden aklına geldi, iyi ki senden biraz borç para isteyelim dedik.

UĞUR : Beni dinle Kerim. Sen bir taşla iki kuş vuracaksın.

KERİM : Ben kuş vurmak istemiyorum. Senden borç para istiyorum, para.

UĞUR : iyi ya hem Bekir'e olan arkadaşlık görevimizi yerine getireceğiz, hem de sen para kazanacaksın.

KERİM : Peki nasıl olacak bu iki kuş vurma işi?

UĞUR : Çok kolay canım. Sen kız kılığına girip Bekir'in annesine görüneceksin.

KERİM : Peki öbür kuş. Yani para. Onu nasıl vuracağız?

UĞUR : Para peşin canım, yani şu anda cebimde.

KERİM : O zaman parayı hemen ver.

UĞUR : Önce Bekir'in annesi sana bakacak. Beğenirse parayı ben sana veririm.

KERİM : Yok kabul etmem. Önce para. Ya beğenmezse. Parayı kimden alacağım. Parayı veren düdüğü çalar.

UĞUR : Yani kabul ediyor musun?

KERİM : Parayı görelim de düşünürüz. Şey... Kimse bilmeyecek demiştin değil mi?

UĞUR : Evet kimse görmeyecek.

KERİM : Arkadaşım için değil mi?

UĞUR : Evet arkadaşımız için.

KERİM : Benden de evet o zaman. Bastır parayı. (Elini açar uzatır.)

UĞUR : İyi düşündün mü? iyi düşün.

KERİM : Haydi haydi ikinci kuş, ikinci kuş. Parayı görelim. Sökül bakalım.

UĞUR : Ben sana iyi düşün dedim. Hatta önce yengeye bir sor.

KERİM : Aman ha, hanıma söylemek yok. Kesinlikle hanım duymasın.

UĞUR : Yenge bilmezse bu iş olmaz. Onun bilmesi lazım.

KERİM : Benim hanıma söylerseniz bu iş hiç olmaz. UĞUR : Yenge kabul etmez mi? Yengeden izin alamaz mısın?

KERİM : Ben kabul etmem. Hanıma söylersen ben bu işte yokum arkadaş.

UĞUR : Bu iş burda biter mi diyorsun?

Kaynak : http://www.maviokul.com/2313-.html
Yazdır
Adınız:
E-Mail:

Resimde Görünen Kelimeleri Girin: